|
SON DAKİKA
BİR DEMET KIRKAĞAÇ
Gizem Özbağış gizemo@kirkagac.net
Dostlar vardır, gözlerinde yıllar önceyi aradığınız ve an geçmeden yeniden bulduğunuz.
Anılar vardır yorulmak bilmez yıllara inatla direnen. Döşeme yolların taşlarına gizlenmiş anılar; her birinde nicesi saklı… Göçmen gelinin türkülerine gebedir o taşlar, at arabalarının döşeme yollarda yarattığı ve hiçbir orkestranın çıkartamadığı o nadide seslere gebedir. Unuttuğunuzu sanırsınız belki, kim bilir? Bir kez görmek, işitmek, dokunmak yeterlidir oysa. Bu kez içinizde hüzünler alırlar yerlerini, cümleleriniz ‘’hey gidi günler’’ diye başlayıverir birden, hakim olamazsınız. 1930’ların Kırkağaç’ına gidelim istiyorum sizlerle…
Fırınlar mahalle aralarında bulunurdu.
O fırınlar ki her sabah, her akşam herkesin herkesle selamlaşabildiği, iyi dileklerde bulunabildiği mekanlardı. Çarşı fırınlarında yapılan çarşı ekmeğini genelde memur kesim alıp tüketirdi. Diğer kesim ekmeğini elleriyle evinde hazırlar ve pişirilmesi için mahalledeki fırınının yolunu tutardı. Binet ile pişmiş ekmek eve taşınırdı. O esnada yoldan geçen çocuklara, hamile bayanlara, tanıdıklara taze ekmekten kopartılıp hemen ikram edilirdi. Nüfusun çoğu geçimini çiftçilikle sağlıyordu, ekiyordu emeğinin karşılığını da alıyordu. Memur statüsünde çalışan kesim ise sayıca hep daha azdı.
Sokaklarda taş dibekler bulunurdu. Bunlar mahalle sakinlerinin ortak malları idi. Kışlık buğdaylarını tokmaklarlar, keşkekliklerini döverlerdi.
Herkesin ya da her isteyenin eğitim görebildiği yıllar değildi muhakkak. Tahsil görme fırsatı bulmuşlar evlerine geldiklerinde bu fırsatı yakalayamayan arkadaşlarına öğrendiklerini öğretir, hatta hep birlikte küçük müsamereler hazırlayıp, mahallelinin beğenisine sunarlardı yeteneklerini.
Komşusu açken tok yatamayanların zamanıymış o zamanlar ki; her yeni ekin zamanında en uygun mahalle sakininin evinde toplanılır ve gözlemeler, nohut mayasından susamlı simitler yapılırdı. Hem orada topluca tüketilir hem de yoldan geçene ikram edilirdi.
Evlerin önleri her sabah genç kızlarca süpürülürdü büyük bir dikkatle, böylece tüm sokak temizlenirdi.
Döşeme yolları süpürmekte görüldüğü gibi basit değildi elbet. Süpürge iki elle tutulmaz, bu hiç hoş görünmezdi. Tek elle tutulurdu, süpürgeyi tutan el, dize yaslanır ve yalnız oradan güç alırdı. Bahsettiğimiz yıllarda hiçbir evde buzdolabı yoktu. Yaz aylarında soğuk su ihtiyacı, kuyusu olan komşulardan karşılanırdı.
Beton kuyudan su kova ile çekilirdi, mahalleli bunun için sıraya dizilirdi. Evler gazyağı lambası, idare lambası ya da gemici feneri ile aydınlanırdı. Daha sonra 1936 yılında elektrik fabrikası yapıldı.
Böylelikle evlerimize buzdolabı ve diğerleri yavaş yavaş girmeye başladı. Elektrik gibi su sıkıntısı da vardı. Sokaklardaki çeşmelerin önünde teneke kovalarıyla bekleyen kadınları görmek mümkündü.
Mahallelerden günün belli saatlerinde satıcılar geçerlerdi. Zeytinyağı, pamuk gibi yerli ürünler karşılığında simit, helva, macun gibi yiyecekler satın alınır, çok karlı alışverişler gerçekleşirdi çocuklarca.
Her gün olmasa da şarkı- türkü yazılı kağıtları satan ve bir yandanda ‘’ Sarı kurdelem sarı’’, ‘’ Ayna attım çayıra, şavkı vurdu bayıra’’ gibi şarkılarını söyleyen görme özürlü bir satıcı gezerdi. Mahallenin çocuklarının eğlencesi de elbet ondan, bir mısrada olsa şarkı öğrenebilmekti.
Çocuklar okul dışındaki vakitlerini sokakta çelik-çomak, yerim çürüdü, birdirbir, fıçı gibi her birine ayrıca eğilmemiz gereken oyunlar oynayarak değerlendirirlerdi. Sonbahar ve kış mevsimlerinde ise uçurtma uçurmayı tercih ederlerdi. Ama aralıksız oyun oynamak yoktu; mahallenin büyüğü, evin reisi geçiyor ise yoldan, oyun hemen olduğu yerde bırakılır ve onlara saygı ifadesinde bulunulurdu.
Havanın ne gündüz ne gece olduğu, o oyunun tadına doyulmadığı vakit ise "kaşık çalımı’’ ya da ‘’şeytanın karı boşadığı’’ zaman olarak isimlendirilmiştir.
Sıkıntılı yıllarda yaşamını eğilmeden sürdüren, küçük şeylerle mutlu olmayı, şükretmeyi bilen, yarının hep daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmemiş ve en önemlisi de olmayanın olandan hiçbir farkı olmadığı o güzel yıllarda yaşamışla, Sizlerin bıraktığı izleri anımsayarak özlem duyuyoruz bugün, yitip gidenlere…
GİZEM ÖZBAĞIŞ Bu makale 1291 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
|