Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net



--------------------------------

banner55



Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net



Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Conoların CHP istilası ve hamam sefası

Conoların CHP istilası ve hamam sefası

NİHAT GENÇ

28 Ocak 2018, 23:00
Bu makale 567 kez okundu
BİR

12 Eylül 1980 sonrası CHP mirası ve kültürü üç ayrı ideolojik yola ayrılmıştır.

Hiziplerden bıkan Bülent Ecevit henüz 12 Eylül olmadan partisinden istifa etmiştir, 12 Eylül sonrası siyaset yasağı gelince eşi Rahşan Hanım DSP’yi kurup genel başkan olmuş ve sonra Ecevit partinin başına geçmiştir.

Bülent Ecevit hiziplerden illallah deyip CHP’ye sırtını dönüyor ve bir daha CHP adını anmıyor, büyük bir mirası ve kitle partisi CHP’nin en büyük birinci kırılması budur.

1980 sonrası Necdet Calp ve arkadaşları Halkçı Parti’yi kurar ve yüzde otuzların üstünde oy alır, altı okçu bağımsızlıkçı, Atatürkçü programı vardır. Çok geçmeden SODEP kurulur ve gözünü Halkçı Parti’ye diker, şehirde köyde Halkçı Parti’ye açıktan oy vermeyin propagandası yapar. Çok geçmeden ‘birleşme’ çağrıları yapılır, Halkçı partinin başına Aydın Güven Gürkan getirilir.

Aydın Güven Gürkan’la Halkçı Parti ile SODEP birleşir, SHP olur, ve Aydın Güven Gürkan’ın eliyle CHP’nin altı okçu, bağımsızlıkçı, Atatürkçü mirası tarih olur ve günün modası etnik ve liberal tezler partiyi ele geçirir.

 Artık DSP’nin yanında ikinci bir ‘sosyal demokrat’ parti vardır: SHP.

TÜRKİYE’Yİ ŞOKA UĞRATIR

ANAP’ın ‘dört eğilimi’ ve dünyada ve medyamızda II. Cumhuriyetçiler Avrupacı etnikçi liberal tezler altın çağına yeni başlamıştır, SHP, bu liberal ve hizipçi ve etnikçi tezlerin ‘yuvalandığı’ yer haline gelmiştir, CONO’ların, omurgası, tarihi ve ülkenin bekası olan bir partiyi ele geçirmeleri ve sonunda sıfırı bulmaları burada başlamıştır.

ANAP yüzde kırk gibi oylar almasına rağmen şehirlerde ve yüzlerce irili ufaklı ilçede SHP belediyeleri hakimdir. İSKİ skandalı yaşanır. 90’lı yılların başında Güneydoğu’da yoğun şehir savaşları Türkiye’yi şoka uğratır. Çok geçmeden SHP bugünün HDP’li vekillerini meclise taşır… İşte bu etnik federasyoncu görüntü CHP mirasının kitleler nezdinde ‘güvenini’ kırar.

Öyle bir güven kırılmasıdır ki CHP mirası bir daha kendini doğrultamaz ve büyük kitlesi tuzla buz olur, şöyle, 80’lerin sonuna doğru yüzde üç-yedi arasında oy alan Milli Görüş ve Milliyetçi Hareket’in oyları 90’lı yılların başında SHP’nin bu kanlı yıllarda etnik siyaset yapması yüzünden yüzde yirmilere çıkar, ve bir daha inmez, yetmedi, bu güven krizi kitleyi Ecevit’e yöneltir, DSP’nin de oyları yüzde yirmilerin üstünde ve 90’ların sonuna doğru DSP iktidardadır.

AKP KARŞISINDA BAYKAL CHP’Yİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRÜR

AKP öncesi günleri, Emin Çölaşan’ın bırakıp gitsin kemikleri peksimet gibi oldu yazılarını unutmayın, Aydın Doğan ve Hüsamettin Özkan ve Murat Karayalçın isimlerini unutmayın.

Kısa özet, CHP mirası üzerinden iki parti vardır biri SHP diğeri DSP, ideolojileri tamamen farklıdır, ve ınınınn ınn, hizipçiliğin başını çeken isimlerden Deniz Baykal yasağı kalkan CHP’yi kurar ve çok geçmeden SHP’yle birleşir, ve çok geçmeden Baykal CHP’yi nüfuzuna geçirir.

Ve fırtına gibi esen AKP karşısında Baykal CHP’yi fabrika ayarlarına döndürür ve Altı Ok, Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik, yurttaşlık gibi SHP’lilerin partiden kovdukları fikirleri yeniden inşa eder ve en önemlisi Baykal SHP’nin mirası liberal Avrupacı ve etnikçi tezlere kapısını kapatır. Ve ölmüş bitmiş denilen CHP’yi en zor operasyon yıllarında yüzde yirmi bandında tutmayı başarır.

Ergenekon operasyonları başladığında CHP artık Atatürkçü bağımsızlıkçı mirası yeniden baş tacı edip köklerine dönen bir partidir. Ve FETÖ ve AKP operasyonları tam gaz sürmektedir. Amerikancı ve AB’ci tezler ve açılım rüzgarları modadır. Türkiye II. Cumhuriyetçiler’in cennetine dönmüştür ve TESEV gibi Sorosçu vakıflar artık her yerdedir. Amerika’nın Orta-Doğu tezlerine karşı çıkan herkes ırkçı faşist ilan edilmekte ve yaka paça tutuklanıp içeri tıkılmaktadır.

Liberal etnikçi tezler o yıllarda (Aydın Doğan’ın Radikal gazetesi) öyle parlatılmıştır ki (bugün herkesin İzmir Marşı söylediğine aldanmayın) özellikle aydın kitleler Baykal’ın Atatürkçü ve bağımsızlıkçı tezlerinden o yıllarda ‘utanmaktadır’, CHP modası geçmiş ölmüş bir ideolojinin(!) partisi olarak aşağılanmakta, işgali için zemin hazırlanmaktadır.

Amerikancı, AB’ci ve etnikçi tezler Türkiye’nin önünü açacak Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya özgürlükler gelecek düşüncesi her yerde hakimdir, akil adamlar, ABD’li düşünce kuruluşları, FETÖ’nün Abant Toplantıları’na koşmayan aydın yazar gazeteci kalmamıştır.

TESEV’ciler ve II. Cumhuriyetçiler her ağızlarını açtıklarında Baykal’ın CHP’siyle çağın gerisinde kalmış diye alay etmekte. Ulusalcı etnikçi (federasyoncu) kavgası işte bu yıllarda başlar ve FETÖ komiseri Ali Bayramoğlu ve birçok II. Cumhuriyetçi yazarların katkılarıyla Ulusalcı diye fişlenenler kriminalize edilip içeri tıkılır.

Ara toplam, 80 sonrası CHP mirası üzerinden üç ayrı siyaset yapan parti tanırız, ilki DSP’nin Ecevit’i, ikincisi etnikçi federasyoncu Avrupacı liberal SHP, üçüncüsü Baykal’ın CHP’si.

Çok geçmeden etnikçi ve AB’ci tezlere karşı çıkan CHP’ye karşı TESEV’ciler, II. Cumhuriyetçiler, arkasında Hüsamettin Özkanlar, Murat Karayalçınlar, FETÖ’cüler, 10 Aralıkçılar, ve bilumum ‘federasyoncu’ küçük sol bileşenler harekete geçer. Büyük bir kaset skandalıyla Baykal devrilir.

CHP’NİN ATATÜRKÇÜ BAĞIMSIZLIKÇI MİRASINDAN KİM VARSA PARTİDEN KOVAR

Yerine gelen Kılıçdaroğlu partide büyük bir temizlik yapar, CHP’nin Atatürkçü bağımsızlıkçı mirasından kim varsa partiden kovar ve yerlerine Sezgin Tanrıkulu, Bekaroğlu ve Eren Erdem vb. CHP kitlesinin midesini kaldıran şaibeli isimleri yerleştirir ve hatta cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Ekmeleddin ismini Cumhurbaşkanı adayı yapar.

CONO aşiretinin partiyi istilası kaset operasyonuyla başladı, evet, ama, karanlıklar arkasındaki asıl isimlerin başında Hüsamettin Özkan, Murat Karayalçın ve Oğuz Kaan Salıcı, Erdoğan Toprak ve bunların ilişkide olduğu ABD’li ve FETÖ’lü isimlere ve uluslararası vakıflar ve yapılara bakmak lazım.

Mesela en gizemli isim Hüsamettin Özkan. Hüsamettin Özkan kimdir? Beykoz Konakları nedir? Hüsamettin Özkan’ın Aydın Doğan ilişkileri. Hüsamettin Özkan’ın tayin ettiği yeni CHP’li belediye başkanlarıyla ilişkileri. Hüsamettin Özkan’ın 10 Aralıkçılarla ilişkisi. Hüsamettin Özkan’ın FETÖ’yle ilişkisi. Hüsamettin Özkan’ın İstanbul’a yeni başkan seçilen Kaftancıoğlu’yla ilişkileri. Mesela terörist Sakine’nin “kankası” Kaftancıoğlu’nun önünü açmak için Murat Karayalçın’ın İstanbul ilçelerindeki operasyonlarına ve Hüsamettin Özkan ilişkilerine bakınız.

Ve II. Cumhuriyetçiler, HDP’liler, Avrupa solu, ABD’li ve FETÖ’cü vakıfların sinsi tezgahlarıyla CONOLAR yeni CHP’de yeniden tam bir hakimiyet kurarlar ve tarihten silinmiş etnikçi federasyoncu SHP CHP’yi bir daha ele geçirir.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP’si Baykal’ın yüzde yirmi bandındaki CHP’sine tarihin en defolu iktidarına rağmen, Suriye savaşına rağmen, IŞİD’e rağmen, yolsuzluklara rağmen, şehirlerdeki bombalı eylemlere rağmen, tarikat sapıklıklarına rağmen, AKP eliyle Orta-Doğu’da Müslümanın Müslümanın kırdırılmasına rağmen, vb. yani eline büyük fırsatlar geçmesine rağmen, CHP’ye tek bir puan kazandıramamıştır.

Neden? Çünkü FETÖ ve II. Cumhuriyetçi ağzıyla siyaset yapmaktadır.

Şimdi de sağ merkeze İYİ Parti’nin gelmesiyle bu son kongre sonrası Baykal’dan aldıkları ellerindeki yüzde yirmi bandını tutabilmeleri çok şüphelidir.

Çünkü CHP’yle kitlesi arasındaki ‘güven’ krizi 90’lı yıllarda SHP’nin etnik siyasetiyle başlamıştır ve bu güven krizi yeni CHP’nin SHP’leşmesiyle yeniden patlak vermiştir. Marjinal bir parti olan Milliyetçi Hareket bu güven kriziyle iktidara kadar yükselmiştir, ve yüzde üç-yedi bandında gezen Milli Görüş’ten çıkıp yeni gömlek giyen AKP’nin fırtınalar kopartmasına sebep de aynı güven krizidir:

SHP’nin ülkenin teminatı ve omurgası bu partide oluşturduğu bölünme korkusu marjinal sağcı partilere dahi yüzde yirmilere yükseltmiştir.

FETÖ TEZLERİYLE KAÇ KEZDİR SUÇÜSTÜ YAKALANDI

İKİ

Şimdi ön değerlendirmemize geçelim, birinci eleştirimiz, yeni CHP ‘kitle’ siyaseti yapmıyor, karanlık güçlerin kapalı kapılar arkasının gölgelerin siyasetini yapıyor.

Şöyle, kitle siyaseti yapabilmek için kitlenize güveneceksiniz, kitleye güvenebilmek için ‘omurganız’ ve milli beka konusunda teminatlarınız olacak!

Sezgin Tanrıkullarıyla olmaz tabi.

İkincisi, hem FETÖ’yü hem AKP’yi hem de sağ yapıları kökünden eleştiren sağlam bir yerde duracaksın, yeni CHP, mesela, FETÖ tezleriyle kaç kezdir suçüstü yakalandı. Sana ne FETÖ’den… Sana ne Nazlı Ilıcaklar’dan…

Üçüncüsü, hizip klik platform, düşünce kuruluşları, arka kapılar, Beykoz Konakları… Bir kitle partisi ‘kitlesinin’ endişelerini dile getirir kitlesinin çığlıklarını seslendirir, Hüsamettin Özkanlar’ın ve federasyoncu küçük marjinal kliklerin değil.

Yani bir parti yaşayabilmesi için arkasına ‘kitlesini’ alacak ‘klik ve hizipleri’ değil.

Ülkemizde klik ve hizipleri temsil eden üçer-beşer kişiler platform tarzında örgütleniyor ve delege ve FETÖ ve Avrupacı ve ABD’ci vakıflarla ilişkilere geçip sanal bir güç toplayıp bir partiyi kitlesine rağmen ele geçirerek siyaset yapıyor ve sonunda çuvallayıp tarihin çöplüğünde kayboluyor.

Bir kitle partisinde asıl olan klik ve hizipler ve gölgeler ve gizli eller değil Kitle’nin kendisidir.

CHP’nin kitlesi bağımsızlıkçı Atatürkçü ve Altı Okçu’dur.

Bu küçük klik ve hiziplerin çok aptalca bir ‘devrim’ rüyası vardır, hepsi birbirleriyle ‘ittifaklar’ kurarak büyüyüp devrim yapacaklarına inanmaktadır.

Lenin Mao vb. gibi büyük devrimci liderlere baksınlar, ‘kitleyi’ arkasına alacak ittifaklar kurmak başka, üç-beş kişilik hiziplerin birbirleriyle ittifaklar kurması başkadır.

Kitleyle ittifaklar kurmak isteyenler ‘kitleyi’ tanımalı, beğenmiyorlarsa, kitle siyaseti yapmalı ve kitleyi dönüştürebilmeli, Hüsamettin Özkanlar ve Murat Karayalçın gibi gölge boksu yapanları arkasına alarak ‘solculuk’ işte bu kadar olur, büyük ve canlı ve diri bir bedene birkaç mikrop sokarak o bedeni ancak çürütür hasta edersiniz, elinizde de kitle mitle kalmaz.

Arkasına II. Cumhuriyetçiler’i TESEV’cileri Hüsamettin Özkan’ı alan bu küçük marjinal gruplar şimdi ‘kitlenin’ de anlamını değiştirdi, kitle derken, içinde ‘federasyoncular’ da olmalı diyorlar. Etnikçi federasyoncu tezlerle CHP sadece dağılır un ufak olur. Üstelik her bir Avrupa ülkesi sosyal demokrat partilerinde etnikçi federasyoncu mezhepçi bir siyaset yapılması yasaktır.

Aksine ülkenin bekası ve toprak bütünlüğü kitle nezdinde büyük bir siyasi endişe haline gelmişse milli duygularınız daha da güven verici olmalı.

Şimdi soralım, Hüsamettin Özkanlar, Murat Karayalçınlar, Gürsel Tekinler, Sezgin Tanrıkulları yeni CHP’de ‘kitleye’ dönük siyaset mi yapmışlardır yoksa perde arkası küçük grup ve hiziplerin delegeleştirilip partiyi ele geçirmelerinin siyasetini mi yapmıştır?

Yani yeni CHP’nin kitlesiyle açık ortaya dobra dobra konuşabilen tek bir siyasetçisi yoktur, şöyle düşünüyorlar, partiyi ele geçirirsek yüzde yirmi beşlik kitle zaten başka seçenekleri yok tıpış tıpış gelip mecburen bize oy verecekler.

Kitle siyaseti partinin kitlesini omurgasını acı ve endişelerini tanımak anlamak ve kitleye dönük siyaset yapmak demektir.

Peki hizip ve gruplar ve klikler partiyi ele geçirdikleri günden beri neyin siyasetini yaptılar, FETÖ’nün, Avrupacı solcuların, II. Cumhuriyetçilerin ve Federasyoncular’ın ve hepsi, karanlık kapılar arkasında, gölgeler karanlıklar içinde… Adam harcama, adam tutma, kendi adamlarına yol açma, vb. siyasetleri yaptılar.

Mesela kendine CHP’li diyen bir seçmen, kapalı kapılar arkasında partiyi ele geçiren Hüsamattin Özkanlar’ın Murat Karayalçınlar’ın Oğuz Kaan Salıcılar’ın Erdoğan Topraklar’ın kitle karşısında tek bir sözünü, kitle karşısında bir konuşmasını, kitle karşısında bir beyanatı hatırlıyor biliyor mu, hayır!

Bu isimler ‘başka yerlere’ ‘başka güçlere’ konuşuyor, başka talimatlarla konuşuyor!

Kitleyi ciddiye alan kitlenin endişelerine acılarına ses veren yön veren güven veren tek bir ‘isim’ yok.

Artık Ecevit’in DSP’si Baykal’ın CHP’si kalmadığına göre, elinizdeki tek seçenek CONOLAR’IN ele geçirdiği işte bu SHP’leşen yeni CHP’dir.

Kitlesine rağmen CHP’yi ele geçirmeyi başaran CONO’ları kutlarız, hayrını görün.

KİMİ FERAHLIK DER, İÇ NEŞE DER, BU VAROLUŞ DUYGUSUNA

ÜÇ

Şimdi ‘asıl’ eleştirime geleyim, kitlelerin güven krizinden atlayıp şahsi olarak güvenilmez siyaset adamlarına geçelim.

Önce şunu soralım, bu kadar karanlık adamın olduğu bir parti iflah olur mu?

Karanlık adam derken kastımız nedir?

İşsiz güçsüz aşksız adamlar.

Onun bunun tezgahında büyümüş yol almış isim edinmiş insanlar.

Her insan hayatında ‘aşk’ı tanımıştır, etiyle kemiğiyle bir kadına aşk.

Aşk insanı uçurur, dünyayı ve kendinizi ve hayatı bambaşka bir alem içinde görür.

Zengin fakir güzel çirkin fark etmez, aşkı yaşamayan yoktur.

Aşk’ın şöhreti malum, geçelim.

İnsanoğlu’nu insan yapan başka ve çok derin bir duygu vardır.

Varoluş duygusudur bu.

Her insan bu duyguyu bir zaman bir an için içinde hisseder.

‘İyi ki varım’ der.

Bir gün annesine babasına çocuğuna ya da göğe ağaca ya da bir böceğe bakıp sonsuz görünmeyen bir yere seslendirir: seviyorum, der.

Sevdiği nedir?

Yaşamak.

Trajedilerine rağmen acılarına rağmen yoksulluğuna rağmen, yaşamak!

Bir kadını kaybeden yerini başka bir kadınla doldurabilir, ama ‘varoluş’ duygusunu kaybeden insan yerini hiçbir şeyle dolduramaz.

Hergün mutsuzluk üzüntü işkence acı zulum yaşasa da insanda bu varoluş duygusu asla yok olmaz, yıkılmaz.

Uzakdoğulular ‘iç aydınlanma’ der.

Anadolu tasavvufu ilahi huzur der.

Kimi ferahlık der, iç neşe der, bu varoluş duygusuna.

Kimi rahatlık kimi tatmin kimi bahtiyarlık kimi doymuşluk duygusu, der.

Bu iç neşe ölüme karşı yumuşacık kalkandan yastığınız tahammülünüz olur.

Denge olur ölçü olur, zarafet olur.

Kelimeleri daha dikkatli kullanırsın, kavgaları daha sakin yatıştırırsın, eşyayı bitkileri dostları daha başka türlü koklarsın. Zaman çiçeğe dönüşür.

AYDINLANMA BUNA DENİR

Kibir ihtiras güç kıskançlık hırs anlamını kaybeder.

Halk dilinde hala yaşıyor, samimi temiz insanlar denir, içi neyse dışı o denir, eski dilde ‘nurlanmış’ denirdi, yüzü suyu hürmetine denirdi, hala yaşıyor dilimizde ‘iyi ki böyle insanlar var’ denilir.

Her insan yazıp söylemese de ikrar ifade edemese de bu varoluş sevincini içinde taşır.

Ellisinde altmışında yüzünde üç aylık bir bebek neden sebepsiz gülüyorsa öyle bir bitmeyen bir neşe vardır.

Bu duyguyu iyi yemekler yiyerek kas yaparak şöhret olarak zengin olarak ele geçiremezsiniz…

Bu insan olma, duygusudur, ele geçirebilmeniz için bir işe yaramanız lazım, bir iş üretmeniz lazım, yeteneklerinize kendinize güven duymanız lazım.

İş güç sahibi işinde gücünde insanlar çok uzun yaşar bu duyguyu.

Siyasette sanatta sokakta ve dünyada bizi insanlarla, insanlıkla ve dünyayla ve hepimizle mutlu ve iyi geçinen bu duygu en temel insani duygumuzdur, insan, derler, size.

Bu duygu yoksa, halk dilimizde yaşıyor hala, nursuz derler, Nemrut suratlı derler, hesapçı kinci sinsi şeytan iki yüzlü karanlık denir musibet denir gudubet denir.

Büyük siyasetçi ve devlet adamları ve büyük sanat adamlarının bolca hayatlarını okumuşsunuzdur…

Bu büyük adamları hangi farklı görüşte olursa olsun etraflarına sevdiren siyasetlerinden bağımsız bu duygudur.

Varoluş neşesi siyasetinize işinize arkadaşlığınıza yansır, fikirleri geleceği umudu aileyi dayanışmayı bu insanlar taşır.

Bazıları tecrübe der bazıları ‘kemal’ der bazıları yaşamış güngörmüş, der.

Her kalbi açan bu insanlardır, ailesine topluma kitlelere güven veren bu insanlardır.

İçi dışı bir denir, simasi temiz, eli yüzü düzgün, denir…

Toplumu partileri ülkeyi peşine takıp sürükleyen iç rahatlığını sağlamış etrafına ışık saçan bu insanlardır!

Aydınlanma buna denir.

KİTLELERİN GÜVENİNİ KAZANACAKSINIZ

Özal’dan önce bu ülkenin sokaklarında işte bu insan türünden çok vardı.

Şimdi sayıları çok azaldı, çünkü şimdi ‘mutluluk’ moda… Köşeyi dönmek moda.

Adamı bulmak moda. İyi yemek yiyen gurme moda. İyi kas yapan moda.

Onu bunu ‘ayarlayıp’ işini ayarlayan moda.

Bir şekilde el altından vekil olmayı başaran moda.

Suçluluk duygusunu hiç tatmayanlar moda.

Sorumluluk duygusunu hiç yaşamayanlar moda.

Sinsiler moda!

Büyük kitlelerin dilini yakalamış büyük kitlelerin kalbine girmiş büyük sanatçıları Nazım Hikmetlere Mehmet Akif Ersoylara ve nicesine bir bakın…

Partiler büyük siyasetler toplumla aralarında oluşmuş büyük güven krizini ancak bu insanlarla aşabilir.

Sadece misal olsun diye söylüyorum, bakın partinize, Onur Öymen gibi deneyimli diplomatı kovmuş yerine Eren Erdem’i almışsınız.

Bakın partinize, bilgili gün görmüş gerçek bir bilim adamı Birgül Ayman’ı kovmuş yerine Sezgin Tanrıkulu’yu getirmişsiniz.

Vedat Dalokay gibi muhteşem isimler gitmiş yerine terörist Sakine Cansız “kankaları” gelmiş, daha ne kadar bela var gudubet var, getirmişsiniz.

Hayata bakın, küçük ve marjinal bir kliğin devrimcileriyle Hüsamettin Özkan, FETÖ’cüler, TESEV’ciler, PKK’lılar el ele verecek, intikamcı bölücü hasetçi, bir iş tutturamamış bir meslek sahibi olmamış, bu millete topluma iki lafı yan yana getirip söyleyememiş kişiliksiz ne çok insan var, toplanacak.

Kitlelerin güvenini kazanacaksınız.

Üstüne bir de devrim hayali kuracaksınız.

Şu öz cümleyi söylemek istiyorum: Bir insan topluma çok aykırı fikirlerin sahibi olabilir, ama kişiliği ve yetenekleri toplumda öyle büyük bir sempati kazanır ki o aykırı fikirleri zamanla o toplum yavaş yavaş benimseyebilir, Atatürk gibi, devrimcilik budur.

Nihat Genç

Yorum Gönder