Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net




banner55

banner27

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


 

FATMA TÜRKDOĞAN İLE SÖYLEŞİ

FATMA TÜRKDOĞAN İLE SÖYLEŞİ

ESİLA SUNA İLE KIR(I)K KAPI

10 Haziran 2015, 09:08
Bu röportaj 1659 kez okundu
Fatma Türkdoğan ile Kybele’nin Varisleri’ni Konuştuk…

-Zaman ayırıp söyleşimize ortak olduğunuz için teşekkür ederim. Evet, bizler Fatma Türkdoğan’ı hem bir eğitimci hem de bir yazar olarak tanıyoruz. Ancak haliyle de merak ediyoruz Fatma Türkdoğan kimdir? Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız bize?

Fatma Türkdoğan;
Kütahya doğumluyum, Kütahya Kız Öğretmen Okulu ve Anadolu Üniversitesi Ön Lisans Bölümü mezunuyum. 24 yıl öğretmen olarak çalıştıktan sonra, emeklilik dönemimde edebiyata yöneldim. Çok iyi bir okuyucuyum. Türk Edebiyatının başyapıtlarını, Rus, Fransız, İngiliz Edebiyatının klasiklerini uzun yıllar önce okudum. Öykü üzerine yoğunlaştığım için bilhassa Türk öykücülüğünün kronolojik olarak birincisi ve egemen referansı Ömer Seyfettin başta olmak üzere, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali, Sit Faik Abasıyanık günümüz yazarlarından ise Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Nazlı Eray gibi yazarlarımızın eserlerini okuyorum…
 
- Kitabınız henüz yeni raflar da yerini aldı. İsmi de oldukça ilginç ve de mitolojik.  Kybele’nin Varisleri. Kitabınızda Tanrıça Kybele ( Kibele ) ve Attis aşkına benzer bir hikâyeye mi tanıklık edeceğiz. Yoksa bu aşkın içinde barındırdığı ihaneti mi göreceğiz. Ya da yüzyıllardır Anadolu da inanılmış ve tapınılmış olan toprak ve doğanın koruyucu tanrıçası Kybele ( Kibele )’nin hikâyesine mi tanıklık edeceğiz. Bize kitabınızdan bahseder misiniz?

-Fatma Türkdoğan;
Sözlerime kitabımın giriş bölümüne aldığım epigrafla başlamak istiyorum:

 Bitek topraklarda; insan kılığında bedenlenip göklerin sonsuzluğunda ışık seli gibi yayılan -yaratıcılığı, bereketi, cinselliği, doğumu, çocuk büyütmeyi ve gelişme döngüsünü temsil eden analık simgesi- Kibele; doğuştan gelen yazgısını kabullenen Anadolu’daki vârislerine taze çalı ve çiçek kokulu nefesiyle çağlar öncesinden seslenir: “Sizler; yaşamın mayası, yaratma eyleminin nüvesi, araştırıcı yeteneğin özüsünüz…”
Çağlar öncesinde, Anadolu’nun mümbit toprakları üzerinde kadın el üstünde tutulup tanrıça mertebesiyle yüceltilmişken; günümüzde Kybele’nin vârisleri olan biz kadınlara reva görülen hayatın içinde mücadele ruhunu asla kaybetmeyen hemcinslerimin üzüntülerini, sevinçlerini, kırılganlıklarını, naifliğini, sabrını ve kararlılığını anlatıyorum. Zira hikâyelerimin kahramanları genellikle kadınlar… Duygularının içinde göçebe gibi yaşayarak, karanlıktan aydınlığa çıkmaya çalışan, umuda ve özgürlüğe susayan, gelenekçi, tutucu, insan duygularına kapalı bir toplumun, enkazı altında kalan yaralı kadınların, sıra dışı yaşamlarını gerçeklik masasına yatırıp okuru, üzerinde durulması gereken düşünce mantığının içine çekiyorum.  Buna karşılık bu enkazın altında kalmayan uçuk yaşamları ironiyle gerçeğe yaklaştırıyorum. Kırsal izlekli bir anlatımla ayrıntıyı görünür kılıyor,   doğa betimlemeleriyle öykülerimi zenginleştirirken, konuşmalarda yerel ağzı kullanarak farklı bir çeşni katıyorum öykülerime.

-İsmi ve de içeriği ile oldukça dikkat çekici bir kitap Kybele’nin Varisleri. Yoğun birde etkinlik dönemi geçirdiniz. Ve hâlâ da devam eden programlarınız var. Kitabınıza ilgi ve tepkiler nasıl? Okurlarımız kitabınızı nerelerden temin edebilirler?

Fatma Türkdoğan;
Evet yoğun bir tempoyla başladık işe, edebiyat sohbetleri, TV. Programı, Kocaeli 7. Kitap Fuarı, Gölcük Yaza Merhaba Şenlikleri’nde imza günü, Gölcük İlçe Halk Kütüphanesi’nde Edebiyat Sohbetleri imza günü, birkaç tane de planladığımız halde programlarımızın çakışması yüzünden iptal etmek zorunda kaldığımız söyleşiler… Kitabımın adı kadar öykülerimde iddialı… Öykücülüğü iltifat görmüş, ödülle taltif edilmiş ve Yaratıcı Yazarlık Okulu’nda bu işin tekniğini öğrenmiş, akademik bilgiler ışığında yazan biri olarak, kitabımı okuyan genellikle yazar / şair arkadaşlarımın hepsinden olumlu dönütler aldım. Eleştirdikleri tek nokta paragrafları uzun tuttuğum ve çok betimleme yaptığım. Yazarlık Okulundan Hocam, değerli şair / yazar Şeref Yılmaz: “ Yazar ustalaştıkça yazıları sadeleşir.” der, zamanla ben de yazılarımı sade fakat daha vurucu yazmayı öğreneceğim elbette. Kitabımı aşağıda linklerini vereceğim adreslerden temin edebilirler.
www.idefix.com,www.dr.com.tr ,www.kitapnehri.com,www.kitapyurdu.com, urun.gittigidiyor.com, www.neokur.com

-Hem bir eğitimci hem de bir yazar olarak, gençlerimizin edebiyata ilgisi ve okuma alışkanlığı ile ilgili neler söylemek istersiniz? 


Fatma Türkdoğan;
Unesco’nun araştırmasına göre Türkiye’de okuma oranı on binde bir.  Avrupa’da ise bu oran yüzde yirmi bir…  Demek ki okumuyoruz! Kitap okumayı alışkanlık haline getirip o kültürü içselleştirmiş, kemikleşmiş bir okuyucu kitlesi var hâlâ ama bu yetmez. Teknolojinin yediden yetmişe insanlarımızı esir aldığı günümüzde, öğretmenlere ve ebeveynlere büyük iş düşüyor. Kitap kokusunu içine çekmeyi ve harflerin dünyasına dalıp ölçeksizce kulaç atmayı öğretmeliyiz çocuklarımıza. “Ağaç yaşken eğilir.” diye bir atasözümüz vardır. Küçük yaşlarda kitap okuma alışkanlığını kazandırdığımız öğrencilerimize ailelerde destek ve örnek olursa bu alışkanlıkları ömür boyu sürer. Seviyelerine uygun kitap seçimi önemli bu yaşlarda… Kalın kitaplar yılgınlık yaratıp okumaktan soğutur çocukları. İlgisini çekmeyen kitapları okumaları konusunda ısrarcı olmamalıyız. Aileler öğretmenlerinin tavsiye ettiği kitapları temin etmeli ya da kütüphaneye gitmeyi teşvik etmelidir çocuklarını. Gençlerimize gelecek olursak; gençlik romanları, kişisel gelişimle ilgili kitaplar onlar için ideal olanı ama onlarında pek fazla okuduğu söylenemez. Şimdi cep telefonları akıllı ama ne yazık ki gençler daha akıllı olmalarına rağmen zamanlarının büyük bölümünü telefonda oyunla, mesaj yazmakla geçiriyorlar. Benim gözlemlerim bu maalesef… Yazmaları ile ilgili soruyorsanız onlara tavsiyem günlük tutmaları. Sevinçlerini, hüzünlerini, öfkelerini, hayallerini hatta aşklarını kaleme alsınlar. Bu yolla düşünme, hayal etme, kurgulama, yazma yetileri gelişir. Okuduğu kitaplardan öğrendikleriyle kelime hazneleri zenginleşecektir. Yazdıklarını bir bilene okutsunlar, hocaları olabilir ya da bir yazar büyüğü yönlendirebilir onları. İleride onları da birer yazar olarak görebiliriz kim bilir?

-Bir eğitimci olarak sürekli edebiyatla iç içesiniz. Peki, ne zamandan beri yazıyorsunuz? Ve yazmak sizin için ne ifade ediyor?

Fatma Türkdoğan;

Son on yıldır aktif olarak yazıyorum. Çeşitli edebiyat sitesi, blog, gazete ve dergilerde şiir, deneme, makale ve hikâyelerim yayımlandı. Acemi Dergisi ve Yazarlık Akademisi Derneği(YAZAK) işbirliğiyle yapılan 1. YAZAK ÖYKÜ YARIŞMASI(2013)’nda “Kesişen Yollar” adlı hikâyemle 1. ödülü aldım. Yaratıcı Yazarlık Okulu’nda iki yıl eğitim aldım. Halen YAZAK bünyesinde faaliyet gösteren Kurgu Atölyesi ve Oğuz Atay- Tutunamayanlar- Okuma Grubu’nda edebi çalışmalarım devam etmektedir. Önümüzdeki yıl grup halinde, hocamızın rehberliğinde satır, satır okuyup yorumladığımız, Oğuz Atay ve Tutunamayanlar’la ilgili bir dosya çalışmamız olacak ve Acemi Dergisi’nde yayımlanacak. Akabinde “Oğuz Atay ve Tutunamayanlar’ı Anlama Kılavuzu” adı altında kolektif bir kitapçık çıkartma projemizi hayata geçireceğiz. Gördüğüm kadarıyla bizim dışımızda böyle bir çalışma yok. Akademik çevrelerin dikkatini çekecek ve araştırmacıların yararlanacağı kıymetli bir kitap olacak… Acemi ve Temrin Düşünce Dergisi yazarıyım, yayın ve tashih heyetindeyim. Temrin Dergisi’nde yer alan “KÜNYE” bölümünde, her sayıda –iki ayda bir yayımlanıyor- altı edebi kitap tanıtımı, yazar / şair arkadaşlarımla söyleşiler, kitap tanıtım yazıları yazıyorum.

Hayat denen kısacık an içinde bizler bir hikâyenin kâh başkahramanıyızdır, kâh figüranı… Ne hikâyeler vardır dillendirilemeyen, insanın içinde yaşattığı, çözümsüzlüğe mahkûm ettiği. Dile gelenlerin de kimi yürek burkar, kimi hüzünlendirir, kimi de kahreder okuyanı. Yaşanır sessizce bir yerlerde, sahnelenir bizlere paylaşılan roller, adına yaşam denen geçici gölgeliğimiz dünya sahnesinde… Yazılı ve görsel basında yer alan veya çevremizde gördüğümüz, şahit olduğumuz ya da duyduğumuz hayat hikâyelerine çoğu kez göz ucuyla bakarız, görmeyiz, ilgilenmeyiz. Fakat “Ateş düştüğü yakar.”, nice hayatlar nihayete erer… Ben hikâyelerimi görmeyen gözlerin göreceği, duymayan kulakların duyacağı şekilde gözler önüne sermeye çalışıyorum. Gözlemlerimi, duyduklarımı, düşlediklerimi hayal dünyamın bitimsiz ovalarından beslenen betimleme gücümle, zengin kelime dağarcığımla, harflerin dünyasından oluşan, objektif tablolar oluşturup okuyucunun beğenisine sunuyorum.  Sanırım yıllarca içimde biriktirdiğim safrayı atıyorum yazarak… Bir nevi yazıyla terapi de denilebilir.

-Yakın tarihler de belirlenmiş imza günü veya söyleşi vb. etkinlikleriniz var mı?

Fatma Türkdoğan;
Birkaç önce kütüphanede yaptığımız edebiyat sohbeti ve imza günümüzle şimdilik bu tür aktivitelerimize son noktayı koyduk. Uzun bir tatil ve okunmayı bekleyen kitaplara geldi sıra. Eylül ayı itibariyle edebiyat sohbetleri ve imza günü çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

-Bundan sonra ki yazarlık hayatınız ile ilgili beklentileriniz, hayalleriniz nelerdir?

Fatma Türkdoğan;
Dergilerdeki görevim, öykü çalışmalarım, Oğuz Atay- Tutunamayanlar’ı okumalarımız devam ediyor, bir romana başladım ilk on sayfasını yazdım. Devam eder miyim yoksa ikinci kitabımda öykü kitabı mı olur, henüz bir netlik oluşmadı kafamda. Bakalım, kısmet diyelim…

-Okumaktan hoşlandığınız Dünya ve Türk edebiyatı yazarları kimler?

Fatma Türkdoğan;
Ayırt etmem, hepsini severek okurum, okudum da.

-Adını yakın tarihte duymaya başladığımız yazarlar arasından severek okuduklarınız kimler?

Fatma Türkdoğan;
Yazarlık Akademisi üyesi ve aynı yayınevinden(Ferfir) kitapları çıkan arkadaşlarım Binnur Tekinalp(HAKUNA MATATA -Takma Kafana -öykü kitabı), Burhan Gültekin -Ateşin Serinliği-roman), Sıtkı Öztürk( Kutsal Savaş –tarihi roman)’ı severek okuyorum.

-İlk kitabınız ve bu kitabı yayınlatırken ve sonrasında bu hayata yeni adım atmış biri olarak ne gibi sorunlarla karşılaştınız? Ve yeni kitap çıkartmak isteyen dostlarımıza neler tavsiye edersiniz?

Fatma Türkdoğan;
Yayınevleri bu konuda konuşmaktan pek hoşlanmazlar ama ticari kuruluşlardır. Varlıklarını devam ettirebilmek için para kazanmak zorundadırlar. Kitap dosyası hazır olan yazar yayıneviyle masaya oturur. Önüne serilen seçeneklere göre anlaşmaya varılır, kitap basılır. Bir kitabın maliyeti yazara yüksek olarak yansır. Üzeri fiyattan satması istenir… Yayınevi şikâyetçidir, yazar şikâyetçidir, okur daha da şikâyetçidir. Zira kitabın birim fiyatı yüksektir. Alternatif olarak okur, hiç tasvip edilmese de korsan yayına yönelir… Kitabı piyasaya çıkmış, ismi henüz duyulmamış bir yazarın kitap satması uzun lafın kısası çok zordur. Kitap satmak için tanınmaya, tanınmak için de zamana ihtiyacı vardır. Özetle, Türkiye’de yazar olmak, Türkiye’de astronot olmaya benziyor…
Kalemine, kelamına güvenen herkes bir kitabı olsun ister zira kitap çıkartmak prestijli bir iştir. Evlatlarına yadigâr bırakabileceği en kıymetli hazinesidir. İlk kitap ile tanınırım, çok satarım diye düşünenler varsa ya çevrelerine güveniyordur ya da hayal görüyordur diyebilirim. Tabi istisnalar olabilir. Benim düşüncem bu yönde.

-Son olarak, hem eğitimci hem de yazar olarak özellikle gençlerimize ve okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Fatma Türkdoğan;
“Mümkün olsaydı;  her karış toprağa, buğday eker gibi kitap ekerdim.” Der, Horace Mann… Hiçbir eğlence okumak kadar ucuz, hiçbir zevk de okumak kadar kalıcı olamaz. Her kitap farklı bir dünyaya açılan pencere gibidir. “Boş vakit” diye adlandırdığımız serbest zamanlarında kendilerini geliştirmek, hoşça vakit geçirmek, bilgilenmek, farklı okyanuslarda kulaç adına kitap okunmalıdır. Bence kitap sevgisi, sevgilerin en güzelidir.  Beden eğitimi vücut için ne ise, okumak da beyin için odur. Kitap okuyan kendini daha iyi ifade eder, hayal dünyası gelişir, kelime dağarcığı zenginleşir. Bunlar duygu ve düşüncelerini kaleme almak için olmazsa olmazlardandır. Zira “Okumak dolmak, yazmak taşmaktır.”

-Bu söyleşinin benim için en zor yanı, sürekli köşesine konuk alan birini konuk almak oldu. Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. Okurunuz bol yolunuz açık olsun…
Fatma Türkdoğan;

Teşekkür ederim Esila Hanım, beni ve öykü kitabım Kybele’nin Vârisleri’ni köşenize konuk ettiğiniz için. Amin diyelim, inşallah…Sevgilerimle.

Esila Suna






Yorum Gönder

@name x