|
SON DAKİKA
ÖĞRETMENLİK KUTSALDIR
OZAN BALA ozanbala@hotmail.com
Bir mum misali tükenmekte olduğunu umursamadan çevresine ışık yaymak için çabalayıp duran öğretmenlik mesleğini bu derece ayağa düşüren içimizdeki çürük elmaları, acımasız eleştirilerle personelini savunmasız bırakan gelmiş geçmiş bakanlarımızı Allah'a havale ediyorum...
Ayrıca 12 değerli öğretmenimizi kaçırarak öğretmenleri, ülkemiz üzerindeki kanlı emellerine alet etmeye çalışan pkk’yı şiddetle kınıyorum!
Bence ülkemizin geleceğinin mimarı olan, bin bir zahmetle, geçen onca sene, harcanan onca para ve emekle bu noktalara gelebilen biz öğretmenlere artık biraz değil fazlasıyla haksızlık yapılıyor. Bakanımızın yanlış bildiği 3 ay değil de 2 ay olan tatili sonuna kadar hak ettiğimizi düşünüyorum. Bunun ne derece haklı olduğunu görmek isteyenler; siyasetçisi, öğretmeni, mühendisi, memuru tüm mesleklerin kariyerlerine ilk adımı bugünlerde minik yavrucakların da yaptığı gibi anasınıfı, ilköğretim sıralarında attığını ve sonra orta öğretim ve lisans ve yüksek lisans …şeklinde mesleklerinde uzmanlaştığını düşünerek, tüm bu kariyer basamaklarında öğretmenlerin sarf ettiği emeğe dikkatlerini yoğunlaştırmalılar.
Lütfen 08:00-17:00 saatleri arası çalışan 657'ye tabi diğer memurları, öğretmenlerle kıyaslamadan önce, bir sgk şubesinde ya da birçok devlet dairesinde vatandaşlarımızın işinin görülmesi yerine nasıl baştan savıldığını ve hatta zaman zaman nasıl azarlandığını gözlemlemenizi tavsiye ediyorum.
Oysa ki akşam 22:00 sularında ya da haftasonunun herhangi bir saatinde müdür yetkili bir köy öğretmeninden rahatlıkla diploma kayıt örneği alabilirsiniz. Ya da çocuğunuzun öğretmenini dilediğiniz saatte arayıp ödevini öğrenebilirsiniz değil mi?
Bir öğretmenin sınıfta geçirdiği kırk dakika ders süresinin dışında neler yaptığını çarpıcı birkaç örnekle gözler önüne sermek istiyorum:
Fedakâr Köy Öğretmenleriyle başlamak istiyorum; köy öğretmeni okulda derslerini bitirdikten sonra okula bitişik lojmana geçip dinlenmeyi düşünmektedir ki muhtar elinde çeşitli evrakla kapıyı çalar. Öğretmen muhtarın isteklerini yerine getirmekle yükümlüdür zira köy öğretmeni ihtiyar heyetinin bir üyesidir. Muhtarın istekleri çoğunlukla okulla ilgili olsa da zaman zaman nikah, tarla meselesi, köydeki sayım, özürlü tespiti, ihtiyaç sahibi tespiti gibi işler de olabilir. Köy okullarında hizmetli olmadığını düşünürsek köy öğretmenlerinin soba yakmak, tamirat gibi görevleri de vardır. Hatta bazı köy öğretmenleri öğrencileri üşümesin diye telaşla soba yakmaya çabalarken kendilerini yakıp, ölebilirler de… (Ruhları Şad, Mekânları Cennet olsun)
Şehir okullarında çalışan öğretmenlerse yine ders dışında daha başka sorunlarla mücaadele etmektedir. Bu sorunlardan birkaçını şöyle özetleyebiliriz; öğretmenler üç beş yıl köylerde mecburi hizmetini tamamladıktan sonra şehirlerdeki okullara geldiklerinde öğrencilere daha verimli olabilmek için sınıflarını fiziksel ve teknolojik olarak iyi bir şekilde hazırlamak isterler. Bunun için önce idareye başvururlar, okul idaresinin kısmi ve manevi desteklerinin yanı sıra “ödenek yok” cevabından sonra istemeye istemeye, yüzlerini kızartarak gerekli şartların oluşturulmasında velilerden kendilerine destek olmasını isterler. İşte hengame burada başlar. Birçok veli, çocuklarının daha iyi şartlarda eğitim almasını isteyerek ve öğretmenin samimi, özverili yaklaşımına güvenerek ona destek olmak adına ekonomik şartlarını zorlasa da birkaç veli vardır ki bu velilerin yaradılışında insanlara güvensizlik, şüphecilik, radikal olma ve ortaya konan gönüllü desteğe engel olma özellikleri vardır. İşte bu birkaç velimiz öğretmenin tüm şevkini kırmaya yeter de artar bile.
Bağış tartışmaları öğretmenleri ve idarecileri zan altında bırakmaktadır. Toplanılan paraları, öğretmenin ya da idarecinin zimmetine geçirdiği mi iddia edilmektedir. Bu çok ağır bir ithamdır. Öğrencisinin deftersiz, kalemsiz ve benzeri araç-gereçsiz okula gelmesine kıyamayıp bu tür küçük sorunları kendi bütçesiyle halleden biz öğretmenlere bu itham, bir iftira hatta hakarettir. Kıymetli öğretmenlerimize bu kadar da haksızlık etmeyelim. Başta da belirttiğim gibi içimizdeki çürük elmaları Cenab-ı Hak, kul hakkı yemekten ötürü hem bu dünyada hem de ahirette en ağırından cezalandıracaktır.
Şöyle düşünelim; hiç bağış toplanmasaydı, sınıflarda derslere bilgisayarsız, fotokopisiz, projeksiyonsuz kara tahtayla devam edilseydi ve temizlik malzemesi alınamadığından okullarda salgınlar başlasaydı sizce daha mı iyi olurdu?..
Tüm bu tartışmaların ve rehin tutulmakta olan öğretmenlerimizin üzüntüsüyle 2011-2012 Eğitim-Öğretim yılının bütün öğrencilerimize, eğitim camiasına ve velilerimize hayırlı uğurlu olmasını dilerim.
Saygılarımla…
OZAN BALA Bu makale 1317 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
|