Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net




banner55

banner27

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Ve bir gün ölüm zaman süpürgesiyle çıkagelir

Ve bir gün ölüm zaman süpürgesiyle çıkagelir

NİHAT GENÇ

02 Aralık 2016, 09:03
Bu makale 776 kez okundu

(11 yaşında 11 çocuk kaybettik. Kahırdan ölüyoruz, hayatın neresine yanacağımızı şaşırdık)

Zaman ne de çabuk geçiyor, çocukluğumuzun neşesi Necdet Tosun’un oğlu Erdal Tosun’u da kaybettik.
Neşe, sevinç, bizi oyalayan şeyler, bir daha soralım, bizi yükseğe çeken şey mutluluk nedir, bir sinema filmiyle oyalanmak nedir?

Erdal Tosun yüzlerce filmde oynadı, babasından beri ailecek, Tosun ailesi, ailemizden biri.
Mağlup olup yenildiğimiz hüsrana uğradığımız ya da bir felaketle karşılaştığımızda bizi terk etmeyen ‘güzel’ nedir?

Birlikte ‘oyalandığımız’ şeylerin anısı, hatıradır, vefadır, geride bıraktığı neşeli günlerden bir resimdir.
Sinema ve televizyon şöhretlerinin suçlandığı, iftira edildiği siyasetin çekişmenin yaşandığı bu harlı günlerde, herşeye rağmen, basiret sahibi olmak ne demek?

Her şeye rağmen dengeli olmak ne demek?
Her şeye rağmen itidalini kaybetmemek ne demek?

Sinemasını eğlencesini gülmesini geçin, bu kadar geveze dedikoducu ve tantanalı bir dünyada ‘dengeyi’ koruyabilmek, sanatların sanatı.
Bu kadar itidal içinde bir karakter, kişiliklerin en hakikisi. Siyasette de böyledir, liderliğe, yıldızlığa oynayan çoktur emekçiliğine soyunan hiç yoktur.

BÖBÜRLENMEYİ DİN HALİNE GETİRMİŞ ŞU ŞÖHRETİ, GEÇİNİZ

Kardeşlerim.
Kişisel itirafları din haline getirmiş şu yalan sanatı, geçiniz.
Böbürlenmeyi din haline getirmiş şu şöhreti, geçiniz.
Hüsrana uğrayıp üzüntüyle sonuçlanmış tatminsizlikleri, geçiniz.

Şöhretli-şöhretsiz hepimizi daha yüksek coşkulara çıkartacak tek şey akıl’dır.

Akıl, dengedir, denge şöhretli bir babadan oğula geçen, tecrübelerle dolu en büyük servettir.
Kendimizi koruyan kendimizi yükselten iç sesimizin ayarlarını yapan ‘denge’dir.

Vurmadan kırmadan dökmeden kimseyi küstürmeden incitmeden yaşayabilmek, sanatların sanatı.
Allah aşkına, aklımızı duyacak kadar yalnızlığımız mı kaldı?

Yüzlerce sinema filmi ve dizisinde oynayacaksın ve söyleyin bana bu ‘dengeli’ kişiliğinizi bu kadar ‘doğal’ nasıl koruyacaksınız?
Bu kadar sevgi, İstanbul nüfusu kadar bu kadar dost, söyleyin bana nasıl edineceksiniz?

Başınızdan bir çok aile felaketi kahredici acı geçecek, söyleyin, cıvıtmadan şaşırmadan dağıtmadan tökezlemeden kişiliğinizi nasıl oynayacaksınız?
Sağlam köklü bir kişilik olmadan acı ve hüzünleri ‘sinemayla’ ‘oyunculukla’doldurabilmek mümkün mü?

Bu dünya güzeli oyuncuları hep vitrindeki cansız mankenler sandık, kılıktan kılığa girip bizi oyalayan-eğlendiren.
Ve bir gün ölüm, zaman süpürgesiyle çıka geldiğinde, soralım kendimize bu güzel insanlardan ne öğrenebildik?

Saatin göstermediği bir zaman’a düştüğümüzde, soralım kendimize bu güzel ve sessiz çocukların büyük sırrı neydi?
Bir sanatçı herşeyden önce en çok bunu bilir: evrende boğazına en düşkün şey zamandır ve zamana karşı kimsenin zaferi yoktur, bu yüzden sanatın acelesi vardır.

ZAMAN KAYBI SUÇ VE GÜNAHTIR

Erdal Tosun, zamanı en iyi bilen bir sanatçı aileden geliyor, bir kardeşini otuz yaşında kaybetmiş.
Bakın bibliyografisine yüzlerce sinema dizi, akıl alır gibi değil, hergün bir filmde oynasan bu kadar zengin bir arşiv imkansız.

Çalışması iş disiplini, bir mucize.
En iyi bir sanatçı bilir: zaman kaybı suç ve günahtır.
Yolsuzluk ve yağmadan daha büyük günahın zamanın çalınması olduğunu en iyi, bir sanatçı bilir.

Ah kardeşlerim ‘bohem’ başka bir şeydir, iş disiplini, başka şey.
Erdal Tosun, aile yadigarı tatlı şişkoluğu, tipi, karakteri, sanat becerisi, elinden ne geliyorsa, son kuruşuna kadar oynadı.

Zamanın tek bir saniyesini, ziyan israf etmedi.
İçine sığmayan hüzün keder ordusuna bir saniye ayıramayacak kadar yoğun telaşlı setlerden bir gün geri kalmadı.

Ne babasının ne kendisinin enerjisi hiç bitmedi.
Bu aile yadigarı enerjiye trajediler talihsizlikler erken ölümler hiç söz geçiremedi.
Sorun kafanın içinde: bir oyuncu önce neyi başarmalı?

Erdal Tosun’u bu ülke, işi dışında hiçbir yerde göremedi.
İşi dışında muhabbeti geyiği olmadı.
İşi dışında hayatına kendisine şöhretine ayıracak, saniyesi olmadı.

Bu, çok güzel soylu çocuğu.
Bu, rüya sineması Yeşilçam’ın Türkiye’ye armağanı, Erdal Tosun’u.
İstanbul’a düşen ilk yağmurların talihsiz bir kazasıyla.

Gözyaşları içinde uğurluyoruz.
Hiçbirimizi üzmeden hiç birimizi sıkmadan, iş’ini dolu dolu yaptı…

Ve gerçek sanatçılar gibi ‘karşılık beklememeyi’ öğrenerek bilerek ‘sanatını’ ‘olgunluk’içinde yaptı.
Rüyalarını hergün herkese anlatıp rüyaları bitmeyen, güzel yüzlü bir sanatçı, Erdal Tosun.

Babası ve oğlunun o kadar çok resmi var ki çocukluğumuzda.
İstediğin kadar erken gelsin ölüm.

Süpürmeye gücü yetmez, zamanın.

Nihat Genç

Yorum Gönder

@name x