--------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------

-------------------------------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------------------

ATATÜRK VE ÖĞRETMENLERİ

Atatürk’ün öğrencilik hayatında da, bu eşsiz büyük insanın Türk gençliği için imtisal örneği olacak pek çok enteresan hususlar vardır.

O’nun hayatının bu döneminden elde kalmış veya sonradan bulunabilmiş izleri, bir araya getirerek Mustafa Kemal’in okul çağında yetişirken de nasıl seçkin bir memleket çocuğu ve örnek bir talebe olduğunu anlamak mümkün olmaktadır.

Atatürk’ün öğrenim hayatının da, devrinin her çocuğu gibi mahalle mektebinde ve ilâhilerle yapılan bir “bed’i elifba-elifbeye başlama” töreniyle başladığını, kendisinin çocukluk hayatı hakkında anlattıklarından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu okul Koca Kasım Paşa mahallesindeki evlerine pek yakındı ve Hâfız Mehmet Efendi adında bir hocası vardı. Bu okula veriliş, rahmetli babasının, annesinin hatırını kırmamak için katlandığı bir zaruretti.

Aralarındaki anlaşmaya göre bir kaç gün sonra Mustafa buradan alınmış ve Selânik’in şöhretli hocası ve mürebbisi Şemsi Efendi’nin (1) yeni metodla elifba öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır. Elimizde bu döneme ait herhangi bir belge bulunmadığı için küçük Mustafa’nın ilkokula başlayış tarihini ve yaşını kesin olarak bilmiyoruz. Herhalde altı yaşını bitirmiş olması gerekir.


Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne kadar, sonradan birleştiği “Feyziye” okulu ile sekiz sınıflı bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını muntazaman takip etmiştir. Ele geçen resmî bir belgeye (2) göre Mustafa’nın babasının, 28 Kasım 1898’de öldüğü anlaşılmış bulunuyor. Buna dayanılınca Mustafa’nın bu sırada on iki yaşında olması ve Rüştiye sınıflarına kadar yükselmiş bulunması gerekmektedir.

Ali Riza Efendi’nin ölümünden sonra, Zübeyde Hanım’ın çocuklarını alarak kardeşinin Langaza’daki çiftliğine gidişi, Mustafa’nın öğrenim hayatına bir ara vermiştir. Onu burada civardaki Rum okuluna yollamayı düşünmüşler, istememiş; çiftliğin yazıcısı Karabet’in derslerinden de memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği huzursuzlukla bunaldığı görülen bu istidatlı çocuğu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selânik’e bir akrabanın yanına yollamak zorunluğunu duymuştur.

Selânik’e dönüşü ve evlerine çok yakın bir yerde olan Mülkiye Rüştiyesine girip bir müddet buraya devam edişi hakkında da kendisinin ve mahalle komşusu ve o bu okulda sınıfdaşı Mehmet Somer Bey’in (3) naklettiklerinden başka bir şey bilmemekteyiz. Yalnız şu kadar ki, babası 1893 Kasımında öldüğüne göre o kışı ve onu takip eden baharı Langaza’da geçirmiş olduğuna ve o vakitteki usule göre okullar Hicrî seneye göre Recep ayında imtihanlar yapmak ve Şevval başlarında derslere başlanmak suretiyle öğretim yaptıklarından, Hicrî 1311 senesinin Şevval’i, 1894 senesinin Nisan ayına rastladığına bakılarak, Langaza’da altı aydan fazla kalmadığı anlaşılmaktadır.



Mülkiye Rüştiyesinde Müdür Muavinliği de yapan ve Kaymak Hâfız diye anılan Hüseyin Efendi’nin, bir sınıf disiplinsizliğine sebep olduğu ve haksızlığa baş eğmediği için Mustafa’yı dövmesi, velev hocasından bile olsa tokat yemeyi insanlık haysiyet ve vekarına yediremeyen Mustafa’nın, büyük annesi tarafından çok geçmeden bu okuldan çıkarılmasına sebep olmuştur. Haksızlığa ve değersizliğe daima isyan eden Mustafa Kemal’in, gerçek hocalarına olan saygı ve bağlılığını gösteren örnekler ise onun hayatında pek çok görülmektedir.

Mustafa asker olmak istiyordu. Mahallesindeki komşuları arasında da birçok subaylar vardı. Sabah akşam kışlalara vazifeye gidip gelen yüzlerce subayın geçtiği cadde, evlerinin penceresinden görülecek kadar yakınlarında idi. Bunun için de Askerî Okula girmesi ve o sistem içinde yetişmesi gerekiyordu. Annesi ise her nedense onun asker olmasını istemiyordu. O bu işi, bir oldu bitti ile halletti ve habersizce giderek imtihanla Selanik Askerî Rüştiyesine yazıldı. Geçirdiği imtihanda sağladığı başarıya bakarak onu, o tarihte öğrenim süresi dört yıl bulunan bu okulun üçüncü sınıfına almışlardı. Bunun da tarihini kesin olarak bilemiyoruz. Herhalde dördüncü sınıfa 1895 Ocak ayında geçtiğine göre, dersler kesilmeden en az beş altı ay önce bu okula girdiği düşünülürse, bunun 1894 Temmuz-Ağustos aylarında olması gerekmektedir.

Mustafa’nın bu okulu Mithat Paşa caddesinde, yeni ve oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, muntazam ve disiplinli bir müessese idi. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoğunluğunu subaylar teşkil eden bir öğretim ve idare kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki yüz küsûr üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle birlikte ilk askerlik eğitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa pek çabuk hocalarının ve okul idarecilerinin dikkatini çeken seçkin bir öğrenci olarak kendisini çevresine tanıtmıştı.

Okulun matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey’in (4) genç öğrencisindeki büyük istidat ve olgunluğu teşhis ederek ona taktığı yeni adla tarihin malı olan “Mustafa Kemal”, bu okuldan sınıfının kırk mevcudu arasında dördüncü olarak 1896 Ocak ayında ve onbeş yaşında mezun olmuştur. Bitirme imtihanında yalnız İslâm tarihinden 45 üzerinden iki numara noksan almak suretiyle bütün derslerden tam numara aldığını gösteren resmî kayıtlar, Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır. Selânik Askerî Rüştiyesinde Mustafa Kemal’e özel ilgi gösteren ve onu takdir eden öğretmenlerden biri de Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey’dir (5). Atatürk’ün sonradan birlikte Selânik’te Vatan ve Hürriyet Cemiyeti şubesini kurdukları ve Meşrutiyetin ilânı için Adbdülhamit idaresine karşı Selânik’te İttihat ve Terakki gizli teşkilâtında beraber çalıştıkları bu ihtiyar hocasını da nasıl unutmadığını kendisine gösterdiği ilgi ve yakınlıktan anlamaktayız.

Mustafa Kemal’in öğrenim hayatının bu döneminde sadece okul çalışmaları ile yetinmediği, bilgisini genişletmek, kültür seviyesini yükseltmek için o günün şartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip ettiği, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik’te ileri fikirli bir kaç öğretmen ve yazar “Çocuklara Rehber” adı altında haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar (6). Arı Türkçe davasının öncülerinden olan bu derginin birçok sayılarında fen ve matematik konularında yapılan yarışmaları başaranların başında Askerî Rüştiye son sınıf öğrencilerinden Mustafa Kemal isminin görülmesi, onun geniş kültürünün, sonsuz okumak ve öğrenmek aşkının, daha çocuk sayılabileceği yaşlarda dahi var olduğunu bize anlatan bir tanıktır. Türk dilini öz benliğine kavuşturmak ilhamını ilk defa bu dergideki yazılardan almış olduğu da düşünülebilir.

Mustafa Kemal Rüştiyeden sonra Lise öğrenimini yapmak üzere bağlı olduğu bölgenin Askerî İdadisine, Manastır’a gitmiş ve burada yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim şartlarına intibak etmiştir. Sınıf arkadaşlarını yalnız Selânik’tekiler değil, Üsküp’ten, İpek’ten, İşkodra’dan, Yanya’dan ve Manastır’dan Askerî Rüştiyeleri bitirerek gelen öğrenciler teşkil etmektedir ki, böylece çeşitli mizaç, karakter ve seviyede genç insanla tanışmak, anlaşmak ve sevişmek ve onlara kendini kabul ettirmek hususunda Mustafa Kemal’in üstün vasıflarının burada da büyük bir rol oynadığı şüphesizdir. Mustafa Kemal’in Îdadî sınıf arkadaşları arasında bulunan şair ve hatip Ömer Naci’nin, onun edebiyata merakını nasıl körüklediğini ve kitabet hocaları Alay Emini Mehmet Âsım Efendi’nin de, bu iş senin asker olmana mâni olur diye, bu meyli nasıl kösteklediğini Mustafa Kemal’in bu devre ait hatıratından öğrenmekteyiz.

    Mustafa Kemal’in okulda öğretilenle yetinmeyerek daha iyi bir Fransızcaya sahip olabilmek için, yaz tatillerinde Selânik’e annesinin yanına geldiği zamanlar, Tophane’deki, hâlâ faaliyetine devam etmekte olan ve 1888’de kurulmuş bulunan, “College des Freres de la Salle”in özel kurlarına devam ederek Fransızcasını takviyeye çalıştığını da yine kendisi bize nakletmektedir. 1959 sonbaharında okulun eski kayıtları arasında, belki kendisine ait bir iz bulunur ümidiyle, ziyaret ettiğim bu okulun ikinci müdürü Frere George, işgaller sırasında eski kayıtların kâmilen yok olduğunu, fakat 1941 de 92 yaşında ölen ve Mustafa Kemal’e bizzat hocalık yapmış bulunan Frere Rodriguez’in, Mustafa Kemal’i çok iyi hatırladığından ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almaya geldiğinden; gayet ciddî, zeki ve çalışkan ve elinde daima kitap bulunan bir genç olarak hâfızasında iz bıraktığından sitayişle bahsettiğini ve vakitsiz ölümünden çok üzüldüğünü söylemiştir.

Mustafa Kemal’in Manastır İdadisindeki hocalarından ve ondaki tarihe merak ve sevgiyi beslemekte rolü bulunduğu da bizzat Atatürk tarafından ifade edilmiş bulunan Topçu Kolağası Mehmet Tevfik Beyi (7) de bu vesile ile saygı ile anmak bir borçtur. Süleyman Hüsnü Paşa’nın tarih anlayışına göre yetişen bu zat, devrinin dar Osmanlı tarihçiliği görüşünden uzak ve Türk tarihini bütün genişliği ve eskiliğiyle kavramış ve öğrencilerine dersini sevdirerek esaslı bir tarih kültürü vermiş öğretmenlerimizden biridir.

Atatürk bu değerli hocasına da beslediği şükran ve minneti göstermiş, onu da henüz dershaneden ayrılamamış olduğu hayatının son yıllarında, Milletvekili adayı göstererek, Büyük Millet Meclisinde de yer almasını sağlamıştır (8). Mustafa Kemal’in Manastır İdadisi öğrenciliği dönemi 1897 Türk-Yunan savaşının cereyan ettiği, millî hisler geçici bir zaferle kamçılandıktan sonra, İkinci Abdülhamid’in büyük devletler önünde baş eğerek kazanılan galibiyeti mağlubiyete çevirdiği günleri de içine alır ki, yaşanmış bu tarihî ibret dersinin yetişme çağındaki bu genç üzerinde ne derin izler bırakmış olduğundan da bir an şüphe edilemez.

Manastır Askerî İdadisinde Mustafa Kemal’in ilk seneye ait öğrencilik hayatı hakkında, resmî bir belgeye sahip değiliz. Fakat 1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncüye geçerken yalnız kitabetle Fransızcadan 45 üzerinden birer notunun kırık bulunduğunu ve 52 mevcut arasında üçüncü olarak sınıf geçtiğini, 1898 Kasım ayında da okulu her dersten tam numara almak suretiyle ve 54 mevcutta ikinci olarak bitirip idadi diploması aldığını gösteren kayıtlar Harb Okulumuzun arşivinde bulunmaktadır. Böylece O 18 yaşına henüz basmış bulunduğu bir çağda İstanbul’a, devlet merkezine gelmiş ve Pangaltıdaki Tarihî Okula, Mekteb-i Harbiye’ye 1283 apolet numarasıyla 13 Mart 1899’da yazılmıştır.

Mustafa Kemal’in Harbiye hayatı, üç sene sürer. Bu devreden bize kalmış olan en değerli hâtıra, onun okula kaydolunduğu gün kayıt defterine işlenen çiçek künyesidir ve bu şahsî hukuku yönünden elde mevcut belgelerin en eskisidir. Sözü geçen ve 1315 duhullülere mahsus künye defterinin “Manastır İdadisinden vürut eden şakirdan” başlığı altındaki kısımda “Selânik’te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük Memurlarından müteveffa Âlî Riza Efendinin mahdumu uzun boylu beyaz benizli 96” şeklinde yazılı olan bu kayıtta, onun Harb okuluna giriş tarihi 1 Mart 1315 (13 Mart 1889), çıkışı 28 Kânunu Sani 1317 (10 Şubat 1902) olarak görülmektedir. Harb Okulunun ilk sınıfında geçirdiği seneye ait kayıtlar maalesef kaybolduğundan bu seneki durumu hakkında bir şey bilmiyoruz.

Yalnız kendisi hâtıratında İstanbul’da geçirdiği bu ilk seneyi “Birinci sınıfta saf gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım” samimî itirafiyle değerlendirmektedir ki, onun gençliğin en buhranlı bir devrinde bile nefsine hâkimiyetini gösteren bu davranışı hayranlıkla dikkati çekmektedir. Fakat ikinci sınıfta Mustafa Kemal’in kendi kısmında dördüncü ve 460 mevcutlu sınıfı içinde de yirminci olarak sınıf geçtiğini ve notlarının genel olarak tam olduğunu görüyoruz. Son seneyi de mevcudu 459′ a inen sınıfının sekizincisi olarak bitirmiş ve (piyade 1474) sicil numarası ile ve Teğmen rütbesiyle sekiz sene önce Selanik’te içini yakan bir ateş sevgiyle ulaşmak istediği gayeye varmış, Türk Ordusunun şerefli bir subayı olmuştur. Henüz yirmi bir yaşındadır. Ve üç seneden beri yalnız izin günlerinde taşıdığı kılıcı, artık mesleğinin en yüksek ve şerefli rütbesine, Mareşalliğe yükselinceye kadar taşıyacaktır.

Memleketin hemen her köşesinden toplanmış aydın bir gençliği, derin bir vatan sevgisi ve meslek aşkı ile tek bir bayrak altında memleketin varlığını korumaya hazırlayan bu Ocak, o dönemde II. Abdülhamid’in en çok çekindiği, ürktüğü müesseselerin başında gelmektedir. Sarayın bu şüphe ve vehmi de pek yerindedir. Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşları memleketin içinde bulunduğu kötü durumu, bozuk ve keyfî idareyi bütün iğrençliğiyle görüp bilmekte ve onu devirmek için, 1876’da olduğu gibi sadece kendilerine “Haydi çocuklar!” diyebilecek bir Süleyman Paşa beklemektedirler. Namık Kemal’in, Abdülhak Hâmid’in gizli gizli elden ele dolaşan kitapları koridor köşelerinde, geceleri yatakhane lâmbasının kör ışığı altında okunmakta ve kulaktan kulağa gazetesi ile veya bahçenin bir köşesinde çevrilen bir arkadaş halkasının güven ve samimiyeti içinde, dertler ortaya dökülmekte ve çok defa genç Mustafa Kemal’in bu gibi toplantıların güzel konuşan hatiplerinin başında geldiği dikkati çekmektedir.

Harb Okulunu üstün derecelerle bitirenler, o zaman uygulanan rejime göre, yine aynı çatı altında bulunan ve bugünkü Harb Akademisine esas teşkil eden Erkânı Harbiye sınıflarına üç sene devam ederek ve ilk sene imtihanını verince Üsteğmenliğe yükselerek Okulu bitirince de Yüzbaşı rütbesiyle Kurmay olurlar veya bu hizmetlerde de yardımcı görev alabilecek “mümtaz”lar sınıfını teşkil ederlerdi. Mustafa Kemal’in sınıfından da 37 genç böylece sözü geçen sınıfa ayrılmış ve Onun için yeni bir öğrenim safhası başlamıştı.

Bu dönemde Mustafa Kemal’in bir yandan meslekî bilgilerini geliştirirken, bir yandan da günün meseleleri üzerinde arkadaşlarıyla düşünerek ve tartışarak, kendisini geleceğin büyük problemlerini çözmeye hazırlamakta olduğunu görmekteyiz. Hayatının bugünlerini Profesör Bayan Âfet İnan, şu satırlarıyla pek güzel canlandırmaktadır: (9)

“Harb Akademisinin mahdut sayıda olan genç subay talebeleri, yeni hür fikirler etrafında toplanmakta, hattâ el yazısiyle bir de gazete çıkarmaktan çekinmemektedirler. Binlerce Harb Okulu talebesine hitabeden bu yazılar, bizzat Mustafa Kemal’in kaleminden çıkmakta ve bu gizli teşekkülü de o idare etmektedir. Bu hal mektep idaresi tarafından haber alınmakla beraber, kendilerine karşı cezaî tedbir yapılmadığını ve müsamaha ile karşılandığını bizzat Mustafa Kemal, hâtıratında itiraf etmiştir. O üç yıllık talebeliği esnasında anlayışlı, zeki ve çalışkan bir uzuv olarak hocalarının takdirini ve dikkat nazarlarını çekmiştir. Ancak o kendi benliğinde mânevi huzursuzluk içinde idi. Mâna ve mahiyetini bir türlü anlayamadığı duyguların tesiri altında, küskün, kederli ve içinden gelen bir isyan duygusu ile dolu bir halde yaşıyor, okuyor, ne bulursa okuyor ve yazıyordu. Hocalarının verdiği askerî problemleri halletmeye çalışırken, âdeta istikbalin meydan muharebelerini idare eden bir kumandan edasındadır”.

Onun “Gerilla” konusundaki (10) dersi, amelileştiren bir problemi, tabiye hocaları Nuri Bey’den isterken, 15 yıl sonra İstiklâl Savaşında uygulayacağı bir taktiğin ön sezisini duyduğunu kabul etmekte asla tereddüt edilemez sanırım. Nitekim O, on yıl sonra Çanakkale’de Anafartalar Kahramanı olarak tarihimizde san aldı ve on yedi yıl sonra da Dumlupınar’da düşmanı yok eden orduların Başkomutanlığını yaptı.

Mustafa Kemal’in Akademi sınıfı, öğrenim devrelerini 11 Ocak 1905′ de tamamlamış ve 13’ü Kurmay, 24′ dü Mümtaz olarak diploma almışlar ve ordu saflarına katılmışlardır.

Yüzbaşı Mustafa Kemal, üstün başarılı notlarla bu kalabalık sınıfın beşincisi olarak 24 yaşında hayata atılmıştı. Fakat vatanına ve milletine hizmet etmek, insanlığın şerefi sayılmak, dünyanın ölmezlerinden biri olmak imtihanında o, her anlamıyla birinci olmuştur.

Atatürk’ün hayatına ait hâtıralar ve belgeler arasında, onun öğrenim hayatından kalmış olanlar Harb Okulundaki bir iki defterden ibaret bulunmaktadır. Ve bunun dışında hemen yok denilebilecek kadar azdır ve vaktinde de toplanamamıştır. Bundan sonra elde edilmesi ihtimali de pek zayıftır. Bununla beraber Türk Devrim Tarihi Enstitümüzden bu alanda devamlı ve plânlı bir gayret beklemek, Atatürk’ün aziz hâtırasını, büyük bir bağlılıkla ve bütün dünya milletleriyle beraber andığımız ölümünün bu yirmi beşinci yıldönümünde, kuvvetle duyduğumuz bir istektir.

Atatürk’ün ilmî hayatı ile ilgili bu yazımı, onun öğrenciliği ile değil fakat öğretmenlik sıfatı ile ilgili olan ve büyük zaferden sonra Türk ilim çevrelerinin büyük kurtarıcıya duyduğu minnet ve şükranın bir ifadesi olarak, 19 Eylül 1338 (1922) tarihinde kabul edilen, fakat sonraları her nasılsa unutulan “Darülfünun Edebiyat Fakültesi Fahrî Müderrisliği” payesine ait diploma, törenle Mustafa Kemal’e verilirken, Harb Okulunda kendisinin eski Fransızca hocası, Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden ve İstanbul Darülfünunu Müderrislerinden rahmetli Necip Asım Bey’in (11) söylediği sözlerle bitirmek istiyorum.

Bu hususta İstanbul Üniversitesince alınmış olan kararın metni de şudur : “İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Meclis-i Müderrisini on dokuz Eylül üç yüz otuz sekiz tarihinde, akdettiği içtimada millî mücadelenin büyük kahramanı ve yeni Türk devletinin müessisi olan Başkumandan ve Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Türk milletinin ve Türk harsının istiklâlini müeyyit ve İslâm kavimlerinin halâsına müteveccih olan tarihî mesaisini takdir ve tebcil ettiğinin bir delili olmak üzere Edebiyat Medresesi, Fahrî Müderrislik unvanını tevcihe müttefikan karar vermiştir”.

Bu payenin diploması, Fakülte Profesörlerinden kurulu bir heyet (12) tarafından kendisine, heyete başkanlık eden Prof. Necip Asım tarafından söylenen aşağıdaki nutukla sunulmuştur:

Paşa Hazretleri, Cihan Harbi neticesinde Sevr muahedesiyle kolu kanadı kırılan Türkiye’yi kurtarmak için celâdet meydanına atıldınız. Her türlüyokluk içinde hârikalar icadettiniz. Sözünüzü yerine getirdiniz, hür ve müstakil bîr Türkiye yarattınız. Bu hârikaların mübdi’ine bir çok hem de muhik unvanlar vermekle millet zat-ı âlilerini en yüce mertebelerde tebcil eyledi, işte Darülfünun Edebiyat Medresesi de (13) düsturuna istinat ederek, size rütbelerin en yücesini, Müderris payesini tevcih etmekle muhik ve ulvi bir vazife ifa eylediğine kanidir. Öteden beri teveccühleriyle müftehir olan Darülfünun, bundan böyle de kendi ailesine kazandığı zatın feyz ve dehasıyla iftihar eder.

Saygılarımla.

METE DAYI

YORUM EKLE


         Kirkagac.Net

Kirkagac.Net

Kirkagac.Net


Kirkagac.net

Kirkagac.Net --------------------------------

Kirkagac.Net

banner55


Kirkagac.Net
Kirkagac.Net

Kirkagac.Net
Kirkagac.Net

Kirkagac.Net Kirkagac.Net



< ------------------