betbaba sultanbet betivo canlı casino siteleri deneme bonusu en iyi casino siteleri betbaba betivo betbaba

FRANSIZ SEYYAH TOURNEFORT GELENBE’DE

       Fransa krallık bahçelerinin, bitkibilimcisi Joseph Piton de Tournefort, bu kurumun düzenlediği araştırma gezilerinin de öncüsüdür. XIV.Louis ve bakanı Pontchartain’in buyruğuyla yeni bitkiler bulmak göreviyle 1700’de Levant’a (Levant tarihi ve coğrafi bir bölge olarak Orta Doğu’nun batı kıyılarına verilen isimdir. Akdeniz’in doğu kıyıları boyunca Lübnan, İsrail, Suriye, Ürdün ve Filistin’i kapsar) gönderilir. Tournefort, bu gezisinde yalnızca bitkibilimcilik görevini yapmakla yetinmemiş, doğmakta olan Aydınlanma Çağı’nın Doğu toplumlarına yönelik yeni bakışını da biçimlendirmiştir.

Tournefort kitabının ikinci bölümünde önce uzun uzun İstanbul’u anlatır. Anadolu’yu boydan boya aşarken ise bizi 18. yüzyılın hemen başlarındaki Tokat, Trabzon, Kars, Ağrı, Amasya, Ankara, Erzurum, Bursa ve İzmir ile yüzlerce Osmanlı kasabasına götürür. Tournefort kendini Osmanlı topraklarıyla da sınırlamaz. Tiflis ve Erivan’a kadar gider ve ona tamamen yabancı bir dünyayı yorumlamaya çalışır. Gezileri sırasında İran’ı Batı’ya bağlayan ve Anadolu boyunca uzayıp giden büyük kervan yollarını kullanır, ilk bakışta birbirine karşıt gibi görünen, ama aslında hep birbirine bağımlı olan ve birbirini tamamlayan Doğu ve Batı dünyaları arasındaki bağların önemini vurgular.

      Tournefort Anadolu yolculuğunun bu etabında Bursa- İzmir hattını, günümüzde ulaşımı sağlayan karayolu ve çevresini kullanır. ‘’İstanbul yolundaki haydutlara mı, yoksa İzmir yolunda kol gezenlere mi yem olacağımız konusundaki ikilemin yarattığı büyük belirsizlik içinde bocalayıp dururken, yalnızca Karadeniz Boğazında bulamadığımız ender bitkileri bulabilmek umuduyla değil, kıyılarını görmek istediğimiz Suriye’ye yaklaşmak için İzmir yolunu seçtik. Dolayısıyla 8 Kasım’da İzmir’e gitmek için Bursa’dan yola çıktık, 9 Kasım’da dokuz saatlik bir yürüyüşün ardından Abuyona (apolyont) Gölü’nü görmeye başladık. 10 Kasım gecesini Uluabat’ta geçirdik. Susurluk ve Demirkapı’yı geçtikten sonra 13 Aralıkta, çoğunlukla meraları genişletmek için yakılan meşeler, çamlar ve canavarotlarıyla  dolu geçitleri aşarak on saat yürüdükten sonra Kurugulci (Bigadiç’in güneybatısındaki Gölcük Köyü) de geceledik;Yarıyolda Çömlekçi köyünü geçtik.

Yol üstündeki kervansaraylarda leylek yuvalarından başka bir şey görünmüyordu. Bu yuvalar ağaç dallarıyla sıkı sıkıya örülmüş büyük sepetlere benziyor. Leylekler her yıl yumurtlamak için buraya gelirler ve yöre halkı, onları kovmak bir yana, bu kuşları büyük bir saygı ile karşılarlar ve yuvalarına dokunmaya cesaret edemezler. Eğer bir yabancı bu kuşlara ateş edecek olursa bu hiç hoş karşılanmaz.’’

       "14 Aralık’ta yaklaşık altı saat yürüdük, daha alçak ve sarp, Tarane çamı, akçakesme, kocayemiş (Dağ Çileği), irili ufaklı meşelerle dolu bir dağdan geçtik. Oldukça güzel bir kasaba olan Baskelambe’ye (Gelenbe) geldik; burada İspanya’daki Vera’da yetişenler kadar uzun olan, çok güzel kış kavunları yedik; ne var ki, kavunların eti beyazdı, asla şarap renginde değildi, bununla birlikte oldukça güzeldi. Başgelenbe’ye gelirken iki çaydan geçtik; Aşağı Gelenbe çok iyi ekilmiş bir ovada yer alıyor ve burada büyük bir pamuk ticareti yapılıyor.’’

     "15 Aralık’ta küçük bir ırmağın geçtiği Aşağı Gelenbe ovasında yürümeye devam ettik. Daha sonra tepesi oldukça düz bir dağa tırmandık ve bol miktarda pamuk yetiştirilen büyük Balamont (Palamut) ovasına girdik. Palamut, sekiz saatlik bir yürüyüşten sonra barınmak için konakladığımız ilk yer oldu. Burası, güneybatıya akan bir çayın kıyısında oldukça güzel bir yerdi. Kircagan (Kırkağaç) Başgelenbe’ye bir buçuk saatlik uzaklıkta bulunan büyük bir dağın eteğinde bir yerleşimdir’’

       Seyyahımız yolculuk rotasında Akhisar, Manisa hattını izleyerek izlenimlerini günlüğüne ve mektuplarına aktararak İzmir’e ulaşır. Ve dönüş yolculuğunu şöyle anlatır Tournefort; “13 Nisan 1702 kutsal perşembesi, güneydoğu rüzgarlarıyla yelkenlerini şişiren Soleil d’Or adlı gemiye bindik; gemi Livorno’ya ipek, keçi kılı, pamuk ve balmumu götüyordu. Kötü havalar ve bizi Malta’da konaklamak zorunda bırakan ters rüzgarlar yüzünden terler döktüğümüz kırk günlük bir yolculuktan sonra Livorna’ya vardık, bir filikaya binerek, 3 Haziran’da, Marsilya’ya ulaştık ve yolculuğumuz boyunca bizi koruduğu için Tanrıya şükrettik.’’

  • KAYNAKÇA:
  • TOURNEFORT SEYAHATNAMESİ
  • Joseph De Tournefort
  • Çeviri: Ali Berktay-Teoman Tunçdoğan
  • Editör: Stefanos Yerasimos
  • Kitap Yayınevi
  • Kasım 2013/4.Baskı/İstanbul

    MEHMET YAKIT



YORUM EKLE